Gülmek – Yunus ER

“Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın anılarına saygıyla”
6 Mayıs 1972.  Lisedeyim, o gün ilk ders geometri….  Hocamız Aysel Hanımın görünüşü bütün zamanlardan farklıydı. Çok üzgündü, ağlayacaktı, ağlayamadı. Çok öfkeliydi bağıracaktı, slogan atacaktı, yapamadı. Derse titrek sesiyle şöyle başladı:
 “Zamanların birisinde, yerkürenin bir ülkesinde  insanlar matematik, geometri, gök bilimleri, felsefe okurlarmış… Güzel sanatların her dalında özgürce uğraşanlar varmış. Bu insanların arasından bir adam  geometrik şekillerin içinde en çok üçgenleri severmiş… Vücudunu, evini, evinin odalarını, bahçesini …   hep üçgen şeklinde yapmaya çalışırmış. Namı “Üçgen adam” olarak diyar diyar yayılmış. Bir gün nasıl olduysa bir Kral bu ülkenin başına geçmiş. Bu Kral bütün sivri cisimlerden, üçgenlerin sivri uçlarından, sivri sözlü şairlerden, yazarlardan çok korkarmış. Bunların hepsini “put” ilan etmiş ve: “Bunlar sapık”demiş. “Sapıklar”ı zindanlara attırmış.  Bu insanların bir çoğunu da yok ettirmiş. Sıra üçgenleri seven adama gelmiş: “Vazgeç bu sevdadan! Öldürüleceksin!” demişler. Adam  gülmüş. Sonrasında da idam edilmiş.  Dostları Kralın hışmına uğramayı göze alıp, adamın adına yakışır, üçgen biçiminde bir tabut yaptırmışlar; ama adamın cesedini bu tabuta bir türlü koyamamışlar.”
 Ardından da Aysel Hoca sınıfa sorusunu kondurmuştu:
“Bu adamın cesedini bu tabuta neden yerleştiremediler?“
 Çoğumuz bir şeyler söyledik. Hoca bütün yanıtları doğru kabul etti. Sonra da  en arkada oturan ve derslerde en az konuşan Bayram’ın yanıtını en yaratıcı söylem saydı:
“Adamın cesedi üçgen tabutu görünce zevkten dört köşe olmuş.”
Bütün sınıf yüreğimiz buruk gülüştük.
***                                  ***                                                ***
Aralık 2017, Ankara, Kızılay Güvenpark… Bulvar tarafındaki duraktan sıradaki taksiye bindim. Taksi pırıl pırıl. Sürücüsünün üstü başı düzgün, öz bakımı yerli yerinde; tıraşını olmuş, yüzü eski köylülerin su testisi gibi kıpkırmızı.  Görünüşü otuzlu yaşlarda. Canım konuşmak istedi bu adamla.  Hal hatır sorduktan sonra:
“Şoför Bey,  yaş kaç?”
“Kırk sekiz.”
“ Gerçekten şaşırdım. Hiç göstermiyorsun.”
“Bunu bana hep söylerler.”
“Bu işin sırrı nedir? Ne yer, ne içersin? Hangi sporları yaparsın?”
“Ben hep gülerim.”
“ Nasıl yani… Neden gülersin? Neye gülersin?”
“Hayatı gülünç bulduğum için gülerim…  İnsanları, televizyon programlarını, haberleri, gazeteleri ve yazdıklarını ben hep gülünç bulurum. Siz televizyonda akşam haberlerini izlerken, belki ah vah eder: “Ne olacak bu memleketin hali?” dersiniz. Bir siyasetçiye kızarsınız, diğerini alkışlarsınız. Biraz hafızanızı yoklasanız aynı siyasetçinin üç ay veya üç yıl önce bu gün söylediklerinin tam tersini söylediğini fark edersiniz. Herkes bir sahnede rolünü oynuyor. Ben de salonun bir köşesinde izleyici olarak kıs kıs gülüyorum. Göklere çıkardığınız bir insanın, bir takımın bir gün ayağı sürçse onu lanetleyip, çukura gömersiniz. Ben hepinize gülüyorum.
Anlatayım… Geçenlerde Amcam öldü, cenazesinde gülmeye başladım. O kadar güldüm, o kadar güldüm ki, oradakiler, ellerinde sopaları olsa beni dövecekler. Herkes üzgün, herkes bana öfkeli. Ben gülmeye devam ettim… Bir vukuat olmadan, imam duruma el koydu:
“Karışmayın, uzak durun, şeytan güldürüyor.” dedi.
 Ben imamın yanına yürüdüm. Araya girenler, imamı benim şiddetimden korumak için etrafına etten duvar örenler oldu. Onlara da güldüm. Benim imamı dövmek gibi bir niyetim yok ki…
 Amcamın karısı Yengem, musalla taşındaki tabuta sarılmış:
“Osmanııım Osmanııım, ben sensiz ne yaparım?” diye feryadı figan ediyordu. Acılı sesi yeri göğü ağlatıyordu. Sel olmuş gözyaşlarını yemenisinin ucuyla silmeye yetişemiyordu. İmama yengemi gösterdim:
“Osman Amcam ölene kadar Yengem için, dünyanın, en gereksiz, en münasebetsiz, en meymenetsiz adamıydı da… O’na gülüyorum.”
İmam da koyuverdi gülmeyi.  İmam osurursa cemaat sıçarmış.  Diğerleri de gülüşmeye başladı. Anlaşılan Yengemin komikliği, lidere uyma içgüdüsü yüreklerdeki acıya ağır bastı. Sanki herkes gülmeye, gülüşmeye, gelmişti.  Tabuta sarılıp gözyaşı döken Yengem de dişlerini göstere, göstere gözlerini çanağından fırlatarak sesli sesli güldü. Bir yandan da yemenisi ile şarıl şarıl akan gözyaşlarını silmekteydi.
Gülüşmelerin arasında, Yengem konuştu:
“Osman, hep gülmemi isterdi. Güldüğümü hiç göremedi. Şimdi güldüğümü duyup da canlanıverirse, ben ne yaparım, hiç düşündünüz mü?”
***                                 ***                                      ***
Deniz Gezmiş mahkemede yargılanırken gülmüş…
Hakim:
“Niye gülüyorsun” diye sormuş.
“Duvarda  ADALET yazıyor da ona güldüm” demiş.

URL: http://www.cerideimulkiye.com/?p=43488

Editör - 6 May 2018. Kategori Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım AJANS4