saatli cümleler – Yücel MERTOĞLU

303505_533612153330475_1094413283_n

 

 

 

 

 

 

çocuk evin, evlerinin dış kapısını sessizce örttü, fazlaca tıkırtı yapmamaya çabaladı örterken, sanki evde uyuyan birileri varmış gibi,
yoktu,
çünkü ev sakinlerinin hepsi yollardaydı o esnada,
horoz ve tavuklar çoktan uyanmıştı, evin kedisi bile sokak sokak dolanıyordu yine,
çocuk da yola, bildiği yola düştü,
yol dediğim kasabanın dinkçiler caddesi,
caddenin adı değiştirilmemişti o vakitler, mehmet akif ersoy caddesi oldurulmamıştı,
belki tabelaya sığsın diye şair sıfatı ihmal edilmemişti,
eğri büğrü taşların üzerinde sekerek yürürken aklına takıldı, bu caddenin adını kim koymuş? dedi,
altıeylül mektebinin kitaplığında okuduğu bir kitaptan hatırladığı kadarıyla dink ve dinkçlik değirmenle ilgili bir şeymiş,
doğma büyüme buralıyım bir tane değirmen bile görmedim bu cadde civarında, belki eskiden varmıştır, diye yürüdü,
adam sen de, dedi, komşu mahallenin adını da kasaplar diye koymuşlar, sanki çok kasap varmış gibi, diye diye gülümsedi,
gülümserken aval aval yürüdü yine,
yürürken ayağı taşın birine takıldı, sendeledi, düşmedi,
destur dedi,
sana da cadde diyenin, diye başladı, bir küfür savurdu,
sanki caddenin halis olanını bilirmiş gibi,
solunda bildiği rüya sinemasının afişlerine baktı, iki film birdenmiş yine,
bildi ve geçti, sonra görürüm, dedi,
geçtiği anafartalar caddesiydi,
cadde dediğin böyle olmalı, dedi,
adım adım yürürken gururlandı, heyecanlandı,
tam sakinleşirken bir korna sesiyle irkildi,
aydın taksinin şakacı bir sürücüsü, yürü ülen, dedi,
hem kızdı hem kızmadı o sürücüye,
şakanı siteyim, dedi,
şaka olsun diye,
az adım sonra eski kitapçı osman amcanın birbuçuk metreküplük dükkanının önünde durdu, tıka basa kitap dolu dükkana baktı,
acaba, dedi, osman amca okudu mu bu kitapları, nasıl da biliyor? müşterinin aradığı kitabı, tavana kadar yığılı kitapların arasından,
nasıl seçip? uzatıyor, eliyle koymuş gibi,
osman amca dükkanı açmamıştı henüz, açınca sorarım bu aklıma takılanları, dedi,
kitaplarla fazlaca oyalanmadı, hemen yanındaki camekana takıldı kaldı,
camekanda iki saat,
biri, hislon diğeri nacar,
camekana burnunu ve gözünü dayadı,
birinizi alacağım olum,
bekleyin, satılmayın, dayanın, haftalıklar birikiyor, dedi,
hislon ve nacarla camekanın arkasından bakışırken, bir çan sesiyle toparlandı,
mutassarıf ömer ali bey şadırvanının arkalarındaki saat kulesinin çanı çanlıyordu,
önce saate baktı, sonra bileğine,
olmayan saatini düzeltti,
düzeltirken şadırvan takıldı aklına,
mutassarıf ne ki? ülen, dedi,
sonra öğrenirim, diye diye,
çay ocağına doğru yürüdü,

çocuk saate değmeden karşıya geçti, karşısı saat kulesinin eteklerindeki belediye gazinosuydu, hayran hayran baktı, yazı burada mı geçirseydim acaba? dedi,
demesiyle susması aynı anda oldu,
sebebini bilmeden sustu,
o resmi gazinonun karşısına geçti,
karşısı kuru yemişçi ajlanın dükkanı gibiydi,
ajlan olanı da camları parlatmakla meşguldü,
çocuk, ajlan amca, hayırlı işler, bol kazançlar, dedi,
ajlan olanı da, vay koçum, rast gele, paranı çar, çur etme yine, dedi,
çocuk o rast geleye pek sevindi,
çar, çur kısmını aldı, sakladı,
sevine sevine yürüdü,
az adım sonra simav kırtasiyenin önünde durdu,
fazlaca kitap yoktu camekanda,
ben, dedi,
kitapsız kırtasiye dükkanlarını hiç sevmem,
onlar da beni sevmez zaten,
sanırım,
dedi,
camekandaki bozkurtlu, mozkurtlu, kitaplara fazlaca ilişmeden bir kez daha karşıya geçti,
vali bayımın lojmanının önünde azıcık durakladı,
fazla haşmetli değildi o lojman, koruması filan da yoktu,
lojmanın kapısında bekleyen tek polise gülümsedi,
iyi nöbetler, dedi,
polis olanı da boş geçmedi tabi,
duraklama yapma,
yürü git, dedi,
çocuk battal adımlarla yürüdü
şehir sinemasına doğru, salih tozan salonuna doğru, vergi dairesine doğru, yıkıntı ve enkaza. ve otoparka doğru yürüdü,
çocuk tabi,
eğri, büğrü yürürdü, hep,

vidinlisan olanların camekanında fazlaca oyalanmadı,
o camekandaki ayşegülün türlü hallerine ve cep fotoromanlarına göz ucuyla baktı ve geçti, geçer geçmez burnuna bir koku değdi,
gözüne de sabahın köründe kuyruk olmuş insanlar,
insanların kimini selamladı, kimini selamlamadı, beyaz ekmeğin kokusunu derin derin soludu, solurken anasının ekmekleri geldi aklına,
ben, dedi, o tahta teknede yoğrulan hamuru ve ekmekleri tek geçerim, dedi,
kurtuluş fırının önünde kuyruk olan insanlara inceden gülümsedi ve geçti,
gluten filan yoktu o vakitler,
eyi ki yoktu,
tam karşıda sinema afişlerinin önünde, başlıyo beyler, başlıyo, diye diye bağıran münir yoktu şimdilik,
az sonra, öğlene doğru olurdu,
çocuk karşıya geçmedi tabi,
turgut kitapçısının önünde durdu,
camekandan bir kitap ilişti gözüne,
bütün derslerin kitabı,
güzelmiş,
dedi,
çocuk,
tek kitapta çok ders,
kafası karıştı,
kitap mı alsam, saat mi?
acaba,

itimat kitabevinin önünde durmadı çocuk,
sabah için o kadar kitap yeterdi çünkü, derman eczanesinin kapısına bakındı,
kapalıydı,
açık olsa boyunu ve kilosunu ölçerdi,
meydan gazinosu tıklım tıklımdı yine,
klarnetler, davullar, borularla,
klarnetin birine selam verdi, selamını davul aldı, boru olanı uykulu gözlerle baktı,
çocuk üçüne de hayırlı işler diledi, düğünleriniz bol olsun dedi,
yaz olunca düğün çok olurdu zaten, çingene esnafı da bayram ederdi,
meydan gazinosu ve esnafını öylece bıraktı, önce sağa sonra sola döndü, yeni binaların kıyısında köşesinde açılan kepenklere, o kepenkleri açan kuyumcu ve ayakkabıcı çıraklarına baka güle yürüdü,
çok işi vardı, çok,
önce yedek doldurulacak, zabıta görmeden toz şekere karbonat eklenecek, akşamdan kalan çay posaları atılacak, günün ilk çayı demlenecek, çay demlenirken dükkan olanı silinip süpürülecek, tabureler aklanıp paklanacak, sair çıraklarla hoş sohbetler edilecekti,
çocuk cebindeki anahtarı yoklaya yoklaya çay ocağına vardı,
mahmur gözlerle çay ocağının kapısında durdu, anahtarı ararken bir çocuk gördü,
geldin mi? ben de seni bekliyordum, dükkanı açmak için,
usta seni işten atmış olum, dedi,
çocuk olan diğeri,
ince bir şaşkınlıktan sonra cebinde hazır bekleyen anahtarı çıkardı ve verdi,
hayırlı işler bol kazançlar dedi,
az adım sonrası zağnos paşanın camisiydi, caminin çatısına yakın bir yerlerde duran saat 02.30 filan gibiydi, bu saat yine geç kalmış, dedi, çocuk,
avlunun köşesindeki güneş saatine baktı,
zamanı kestiremedi, hiçbir şey anlamadı,
geldiği yollardan, caddelerden eve doğru,
kös kös yürüdü,
saatçi mustafanın camekanında duran hislon ve nacara bakmadı,
baksa
azıcık üzülürdü,
sanırım (nokta)

URL: http://www.cerideimulkiye.com/?p=43989

Editör - 1 Oca 2019. Kategori Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım AJANS4